DERS 2. BAŞ BÖLGESİ YÜZEY ANATOMİSİ

 

Kafatası’nın yüzey anatomisi;

  

   Kafatası birkaç kemiğin birleşmesi ile oluşan (frontal, parietal, temporal ve occipital kemikler gibi) ve beyni koruyan iskelet çatıdır. İçerisinde yer alan beyni koruma görevi son derece önemlidir. Bu nedenle, kafatasını oluşturan kemikler ve bu kemiklerin yüzey anatomisinin bilinmesi önemlidir.

   Doğumda calvaria adını veriğimiz kafatası kubbesini oluşturan kemikler henüz gelişimini tamamlamamıştır. Bu nedenle aralarında FONTANEL (bıngıldak) denen fibröz bağ doku membranlarla örtülü boşluklar bulunur. Bunlarda iki tanesini yenidoğan ve süt çoçuklarında görmek ve hissetmek mümkündür. Baklava biçimli ön fontonel (fonticulus anterior) frontal kemiklerle (bebekte henüz iki parçadır) parietal kemikler arasında yer alır. Parietal kemiklerle oksipital kemik arasında bulunan posterior fontanel (fonticulus posterior) ise üçgen şekillidir. Lateral fontaneller önde ve arkada ikişer adettir. Önde bulunan fonticulus anterolateralis frontal ve parietal kemiklerle sfenoid kemiğin ala major’unun birleşme noktasında bulunur ve m. temporalis tarafından örtülü olduğundan elle hissedilebilmesi pek mümkün değilir. Arkada olan fonticulus posterolateralis ise temporal, parietal ve occipital kemiklerin birleştiği yerde bulunur ve genellikle elle hissedilebilir.

 

KLİNİK BİLGİ: Yenidoğan ve süt çoçuklarında ön fontanel 12-15. aylarda kapanır (Daha erken olabildiği gibi 18. aya kadar da uzayabilir). Diğer fontaneller ise daha erken kapanırlar. Bu yaş grubu çoçuklarda ön fontanelin ve suturaların genişliğinin değerlendirilmesi son derece önemlidir. Nadir olarak doğumda fontanel kapalı olabilir, bu durumda suturaların açıklığı ve baş büyümesi dikkatle takip edilmelidir. Ön fontanel açık olduğu sürece gerginlik derecesinin incelenmesi önemlidir. Bebek ağladığında fontaneller şişkin bir görünüm alabilirler. Ancak, fontanelin kabarık ve gergin olarak ele gelmesi menenjitiin de çok önemli bir bulgusudur. Hidrosefali, subdural hematom, A hipervitaminozu gibi kafa içi basıncını arttıran durumlarda da fontanel kabarık olur ve pulsasyon alınır. Ön fontanel genellikle 2 yaşına kadar kapanmalıdır; kapanmadığı durumlarda, hidrosefali, raşitizim gibi durumlardan şüphelenilir. Fontanelin çökük olması ise dehidratasyonun değerlendirilmesinde son derece önemlidir.   

  

 

SCALP’IN YÜZEY ANATOMİSİ;

 

   Calvaria’yı örten 5 tabakalı yapıya SCALP diyoruz. Bu kelimedeki her bir harf scalp’ın bir tabakasını ifade eder;

 

S;   Deri (Skin)

C;   Connective tissue (fibröz bağ doku)

A;  Aponeurosis epicranialis (önde m. frontalis, arkada m. occipitalis ve   aralarında galea aponeuritica’dan oluşan tabaka)

L;   Loose connective tissue (Gevşek bağ doku)   

P;   Pericranium (kafatasının periostu).

 

   İlk üç tabaka birbirine sıkıca tutunmuştur (scalp proper) ve 4. tabakanın gevşek süngerimsi yapısı nedeniyle birlikte hareket edebilirler.

 

   Scalp kanlanma yönünden çok zengindir; a. carotis externa dalları; a. occipitalis, a. temporalis superficialis, a. auricularis posterior ve a. carotis interna’nın dalları; a. supratrochlearis ve a. supraorbitalis (daha çok alın bölgesini) scalp’ı besleyen temel arterlerdir. Scalp venleri arterlere yandaş olarak seyrederler.

 

 

KLİNİK BİLGİ; Scalp’ın deri tabakasında kıl folikülleri, ter ve yağ bezleri bulunur. Yağ bezlerinin tıkanmasına bağlı olarak gelişen “sebaceus kistler” scalp’de sık görülen lezyonlardır. Tamamen çıkarılmadıkça tekrarlayabilirler.

   Scalp’ın özellikle ilk 3 tabakasındaki zengin kanlanma nedeni ile scalp’ın kesici yaralanmalarında kanama fazladır ve yaraya erken dönemde müdahale edilmezse önemli düzeyde kan kaybı gerçekleşebilir. 3. tabakadaki m. occipitalis ve m. frontalis’in epicranial aponeurozu germesine bağlı olarak scalp yaralanmalarında yara uçları birbirinden uzaklaşır. Bu nedenle, 3. tabakayı da kapsayan yaralanmalarda yaranın derin sütür ile kapatılması gerekir. 

 

 

YÜZ BÖLGESİ YÜZEY ANATOMİSİ

 

   Hekim-hasta ilişkisinde göze çarpan ilk yer hastanın yüzüdür. Yüz bölgesinin yüzeysel anatomisinin bilinmesi bu nedenle son derece önemlidir;

 

Yüz Bölgesi Kemik Oluşumları

   Yüzde bulunan pek çok kemik yapı kolaylıkla gözlenebilir veya palpe edilebilir. Ancak yüzde meydana gelen travmalarda dokularda oluşan şişlik kemik yapıların incelenmesini güçleştirebilir. 

 

Orbita;  

   Yüz bölgesinde kolaylıkla palpe edilebilen bir yapı orbita kenarlarıdır (morgo orbitalis). Orbita değişik kemiklerin bir araya gelmesi ile oluşan, göz küresini ve adnekslerini içeren bir iskelet boşluğudur. Orbitanın dış kenarını palpe ederek os zygomaticum, iç kenarını palpe ederek os ethmoideum, üst kenarını palpe ederek frontal kemik ve alt kenarını palpe ederek maxilla hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Orbita kenarlarının çepeçevre palpe edilmesi pek çok patolojinin ayırıcı tanısında da yardımcı olur (Örneğin orbitanın tabanında kırılmaya neden olan orbitanın patlama kırığı, zygomatik kemiğin çökme kırıklarından ayrıla bilir). Orbita kenarları muayene edilirken iki taraf mutlaka karşılaştırılmalıdır.

   Orbita kenarları palpe edilirken, burun kanadından aynı taraftaki gözün dış canthus’una doğru çizilen bir noktanın yaklaşık olarak ortalarında foramen (incisura) infraorbitalis’i hissedilir. Bu bölgeye bası uygulandında bu delikten geçen n. infraorbitalis’de sinir basısı hissi uyandırabilmek mümkün olur. Üst kenarda ise orta hattın yaklaşık 2.5 cm lateralinde foramen (veya incisura) supraorbitalis hissedilir (hastanın üç parmağını alır, birincisini orta hatta yerleştirirseniz, üçüncü parmak buraya denk düşecektir).

 

Arcus zygomaticus;

   Yüz bölgesi yüzey anatomisinde önemli yeri olan bir diğer kemik oluşumdur. Zigomatik kemiğin proc. temporalis’i ile, temporal kemiğin proc. zygomaticus’unun birleşmesi ile oluşmuştur. Üstte bu kemik yapıya tutunan fascia temporalis üst kenarın palpasyonunu güçleştirir, bu nedenle alttan hissetmek daha kolaydır. Arkada tragus seviyesinde başlar öne ilerledikçe biraz daha aşağıya iner.

 

Proc. mastoideus;

   Kulağın hemen arkasında SCM’nin yapıştığı, içerisinde orta kulakla bağlantılı mastoid hava boşluklarını içeren proc. mastoideus baş bölgesindeki bir diğer yüzeysel kemik oluşumdur.

Mandibula; 

   Mandibula yüz iskeletinin en büyük kemiğidir. Çiğneme, yutma, konuşma, ve yüz görünümünde önemli bir yeri vardır, çene kırıkları, tümörleri ya da enfeksiyonlarında bu fonksiyonlar bozulduğu gibi fizik görünüm de etkilenir.

Yüzün alt bölümünde bulunan mandibula’nın alt kenarı ve angulus mandibulae kolaylıkla palpe edilir. Alttaki 2 cm’lik bir bölümü dışında ramus mandibulae’yı hemen hemen tamamen örten gl. parotis mandibula’nın bu bölümünün kemik detaylarını maskeler. Mandibula’nın kolaylıkla hissedilebilecek bir diğer noktası, önde çenenin en çıkıntılı bölümünü oluşturan protuberantia mentalis’dir. 

  

Art. temporomandibularis;

   Caput mandibulae ile temporal kemiğin fossa mandibularis’ i arasındaki eklemdir. Eklem boşluğu bir discus articularis aracılığıyla ikiye ayrılmıştır. Ağız kapalıyken, caput mandibulae kulağın tragus’unun hemen önünde, arcus zygomaticus’un altında hissedilir. Ancak ağız açıldığında, mandibula başı öne doğru hareket ederek tuberculum articulare’nin altına gelir ve yüzde arcus zygomaticus’un altındaki hafif bir şişlik olarak görülür. Çene kapatıldığında mandibula başı tekrar fossa mandibularis’e döner. Bu eklemin muayenesi için hasta oturur, hekim arkasına geçip hastaya ağzını açıp kapamasını söyler ve her iki tarafta temporomandibuler eklemi palpe eder. Eklemin incelenmesi; mutlaka dişleri ve ısırma hareketinin incelenmesini de içermelidir. Önde üst kesiciler, alt kesicilerin kısmen üstüne binmeli, arkada ise premolar ve molar dişler aynı seviyede olmalıdır.

 

Yüz Bölgesi Kasları

 

Mimik Kasları;

   Etkilerini direkt olarak yüz derisinde gösteren ve n. facialis adı verilen kranial sinir tarafından innerve edilen yüzeysel kaslardır. Daha çok yüzde bulunan üç temel yapı, ağız, gözler ve burun çevresinde yerleşim gösterirler. (M. orbicularis oculi, m. orbicularis oris, m. frontalis, m. risorius, mm. zygomaticus major ve minor, m. nasalis, m. levator ve depresor anguli oris, m. levator labii superioris, gibi mimik kaslarını hatırlayınız).

   Yüzün mimik kaslarının yüz mimiklerinin oluşumu dışında da son derece önemli işlevleri vardır. Örneğin m. buccinator, yanağın temel kasıdır ve yiyeceklerin vestibulum oris dediğimiz dişler ve yanaklar arasındaki ağız bölümünden, cavitas oris proprium adını verdiğimiz asıl ağız boşluğuna geçmesini sağlar ve diş hijyeninde önemli rol oynar. Yüzün mimik kaslarının bir diğer görevi ise larynx’de ses oluşumu (phonation) gerçekleştikten sonra sesin modifiye edilerek şekillendirilmesinde (articulation) pharynx, yumuşak damak (palatum mollae) ve dil ile birlikte rol oynamasıdır.

 

Çiğneme kasları;

   Geneliklle çiğneme kasları olarak ; 1) m. massater, 2) m. temporalis, 3) m. pteyrgoideus lateralis ve 4) m. pterygoideus medialis, tanımlanır. Oysa mandibula altında bulunan hyoid üstü kaslardan m. mylohyoideus, m. digastricus’un venter anterior’u da mandibula’nın açılmasında ve çiğneme hareketlerinin dengelenmesinde önemli rol oynarlar. Yukarıda adı geçen tüm kaslar n. trigeminus’un (5. cranial sinir) mandibular dalı tarafından innerve edilirler. İlk üç kas çeneyi kapatıp, mandibula başını fossa mandibularis’e geri çekerken diğerleri çenenin açılmasını sağlarlar.

   M. pterygoideus lateralis ve medialis derinde yerleşmiş kaslardır ve yüzeyden palpe edilemezler. Temporal kemikten yelpaze şeklinde başlayıp aşağıda mandibula’nın proc. condylaris’inde sonlanan m. temporalis’i ve arcus zygomaticus’dan başlayıp angulus mandibula’ya doğru oblik bir seyirle uzanan m. masseter’i ve hyoid üstü kaslardan m. mylohyoideus ve m. digastricus venter anterior’u rahatlıkla palpe etmek mümkündür.

 

Yüz Bölgesi Damarları

 

   Yüz de tıpkı scalp gibi yoğun bir arteryel beslenmeye sahiptir. İki tarafta bulunan damarlar arasında son derece iyi gelişmiş bir anastamoz sistemi bulunur. Bu nedenle, a. facialis veya dallarından biri kesilirse kesiğin her iki ucundaki damardan pulsatil (kalp atımına eşlik eden) kanama görülür.

   Yüzü besleyen en temel damar a. facialis’dir. Angulus mandibulae’nin hemen arkasında a. carotis externa’dan ayrılır, gl. submandibulare’nin arkasından dolanır (ve bezi besler) ve daha sonra m. massater’in ön kenarı hizasında mandibula’nın alt kenarını dönerek yüze ulaşır. Çene sıkıca kapatıldığında m. massater ön kenarı ile mandibula’nın kesişme noktasında arterin pulsasyonu alınabilir. V. facialis artere eşlik eder. Yüzde meydana gelen enflamasyonlarda, bu noktada ele lenf bezi gelebilir.  Mandibula’dan itibaren düzensiz bir seyir izleyerek gözün iç canthus’una kadar ilerleyen a. facialis seyri sırasında, dudaklara ve burna giden dallar (a. labialis inf. ve sup. gibi).

   Yüz bölgesinin bir diğer önemli damarı, pulsasyonu tragus önünde arcus zygomaticus üzerinde alınabilen a. temporalis superficialis’dir. Fascia temporalis üzerinde yukarı doğru ilerleyen bu damar alın bölgesine giden ramus frontalis ve scalp’a giden ramus parietalis dallarını verir.

   A. ophthalmica’nın (a. carotis interna’nın dalıdır) orbitayı terk ederek m. frontalis’i delen ve alın bölgesine uzanan dalları olan a. supratrochlearis ve a. supraorbitalis yüz bölgesinin diğer arterleridir. A. supraorbitalis pulsasyonu orta hattın yaklaşık 2.5 cm. dışında alınabilir.

 

YÜZDE BULUNAN ÖNEMLİ ORGANLAR;

 

BURUN ve PARANASAL SINUSLAR

 

   Kemik ve kıkırdaklardan oluşmuş koku alma organımızdır. Üstte iki os nasale yanlarda maxillanın proc. frontalis’ine, yukarıda ise frontal kemiğe bağlanmıştır. Os nasale’nin hemen altında kısmen bu kemiğin altına da giren lateral kıkırdaklar bulunur. Burun deliklerini çevreleyen burun kanatları ise alar kıkırdaklarla desteklenmiştir. Burun deliklerini çevreleyen alar kıkırdaklar crus laterale ve crus mediale denen iki bölümden oluşur. Orta hatta bulunan crus mediale’ler burnu iki yarıma ayıran cartilago septi dediğimiz orta hat kıkırdağının alt kenarına gevşekçe tutunmuştur. Oldukça mobil olan crura lateralis’ler kenara doğru itildiğinde cartilago septi’nin alt kenarı hisedilir ve septum cerrahisi için uygun bir giriş noktası oluşturur.   

   Burun çevresinde yerleşmiş olan paranasal sinusler yüzey anatomisi iltihaplanmalarının (sinuzit) sık görülmesi bakımından iyi bilinmesi gereken önemli oluşumlardır. Boyutları kişisel değişiklik gösterebildiğinden, yüzey projeksiyonları da değişebilmektedir. Boyut değişkenliği özellikle frontal sinusde son derece fazladır. Sinuslerden kaynaklanan ağrının yüzeysel olarak nereye yansıdığını bilmek de oldukçe önemlidir. Örneğin; frontal sinus’ün ağrısı bu sinus’u innerve eden n. supraorbitalis’in deride innerve ettiği yerde hissedilir (orta hattın ~ 2.5 cm laterali). Burun sırtı ile orbita arasında bulunan cellulae ethmoidalis ve iz düşümü burun kökü civarında olan sinus sphenoidalis’in ağrısı ise gözün iç kısmında hisedilir. Maxilla içerinde bulunan maxiller sinus’ün ağrısı ise bu sinus’ü innerve eden n. infraorbitalis’in foramen infraorbitale’den çıkış yerinde deride ve üst çene dişlerinin köklerinde hissedilir.

 

GÖZ’ÜN ve İLGİLİ YAPILARININ YÜZEY ANATOMİSİ

 

Supercilium;

    Orbita’nın üst kenarı üzeride eğik seyirli, kalın, kısa kıllar içeren deri kabartısına kaş (supercilium) adı verilmektedir.

Palpebrae;

    Kaşların hemen altında gözü dış etkenlerden koruyan ince, hareketli iki oluşuma göz kapağı (palpebra superior ve inferior) adı verilir. Zaman zaman ve hızla kapanıp açılırlar ve gözün gözyaşı ile ıslatılmasına yardımcı olurlar. Üst ve alt göz kapakları arasında kalan aralık rima palpebrarum’dur. Yanlarda göz kapakları birleşerek, commissura palpebrarum medialis ve lateralis’i (medial ve lateral canthus’da denir) oluştururlar. Göz kapaklarının rima’yı sınırlayan serbest kenarlarının kalınlığı 2 mm kadardır. Bu kenarın önde deri ile birleşen kenarına limbi palpebrales anteriores, konjunktiva ile birleşen arka kenarına limbi palpebrales posteriores adı verilir. Ön kenar üzerinde kirpikler (cilia) bulunur. Arka kenara tarsal bezlerin kanalları açılır. Bu birleşme sonucunda, rima’nın uçlarında ise göz açıları (angulus oculi) oluşur. Gözün iç kösesinde, lacus lacrimalis denen kırmızı renkli bir alan ve bu alanın üzerinde de caruncula lacrimalis denen küçük bir kabartı yer alır. Göz kapaklarının kenarları hafifçe dışa doğru çevrildiğinde, her iki göz kapağının medial tarafında papilla lacrimalis denen bir kabarıklık ve bu kabarıklığın ortasında da punctum lacrimale denen göz yaşının  nasolacrimal kanala drene eden küçük delikler görülür.

   Göz kapakları dış yüzü deri, iç yüzü ise tunica conjuntiva palpebrarum denen ince zarla örtülü durumdadır. Tunica konjunctiva göz küresinin üzerine de atlar (tunica conjuntiva bulbi).  Bu atlama sırasında yukarıda ve aşağıda derin çıkmazlar (fornix conjunctiva superior ve inferior) oluşur. Göz kapakları tarsus superior ve inferior adı verilen sert konnektif doku bandları tarafından kuvvetlendirilmiştir. M. orbicularis oculi tarsuslar ve deri arasında yer alır. Tarsus’lar içerisine gömülmüş şekilde bulunan bezlere gll. tarsales (Meibom bezleri) adı verilir. Bu bezlerin kanalları limbus palpebralis posterior’a açılır ve salgıları göz kapakların birbirine yapışmasını önler, göz yaşının yana taşmasına engel olur. Göz’ün dış ve iç köşelerinde tarsus’ların uçları birleşerek sırasıyla os zygomaticum’a yapışan lig. palpebrae laterale ve maxilla’nın proc. frontalis’ine tutunan lig. palpebrae mediale’yi oluştururlar. Tarsuslarla orbita arasında kalan aralık ise septum orbitale tarafından kapatılır. Septum orbitale orbita kenarında periost ile devam eder.

 

Bulbus oculi;

   Göz küresinin (bulbus oculi) yüzeysel anatomisinde görülen yapılar sklera, cornea, iris ve pupilla’dır. Göz kapakları aralandığında beyaz renkte görülen yapı sklera ’dır. Öne doğru dış bükey olan cornea göz küresine giren ışınların en fazla kırıldığı, göz küresinin saydam ön bölümüdür. Cornea göze rengini veren iris adı verilen renkli halkayı ve iris’in ortasında bulunan pupilla adı verilen deliği üstten örter. İris, göze giren ışığın kontrolünde önemli rol oynar, parlak ışıkta küçülmüş karanlıkta ise genişlemiş olarak görülür.

   Göz kapakları ve sclera üzerini örten konjunctiva altında bol miktarda kan damarı görebilmek mümkündür. Bu damarlara bakarak hastanın hemoglobin düzeyi hakkında fikir edinilir.

  

Gl. lacrimalis;

   Orbitanın üst dış kısmında yerleşmiş (pars orbitalis), üst göz kapağının dış parçasına doğru da uzanan (pars palpebralis) bir bezdir. Ancak şiştiği zaman orbita kenarında palpe edilir. Ürettiği göz yaşını ductuli excretorii adı verilen kanalları ile fornix conjunctivae superior’a döker. Göz yaşı daha sonra göz kapaklarının açılıp kapanması ile  sclera ve kornea üzerinden akarak gözün iç köşesinde lacus lacrimalis’te toplanır ve punctum lacrimale adı verilen deliklerden önce canaliculus lacrimalis’e, sonra saccus lacrimalis ve en son burun boşluğuna açılan ductus nasolacrimalise geçer. Göz yaşı bezinin akut iltihaplamasına “dacryoadenitis” denir.

 

Mm. bulbi (göz küresi kasları);

   Göz küresinin tüm göz hareketleri dört rectus kası ve iki oblik kas tarafından gerçekleştirilir. Dört rektus kası arkada canalis opticus’u çevreleyen fibröz bir halkadan (annulus tendineus communis (Zinni)) başlar. M. rectus lateralis ve medialis aynı göz küresini sırasıyla dışa ve içe döndürürler. M. rectus superior ve inferior ise uzun eksenleri göz küresinin değil de orbitanın uzun eksenine uyduğundan göz küresini orta hatta yukarı ya da aşağıya çeviremezler. M. rectus superior göz küresini yukarı ve mediale, m. rectus inferior ise aşağıya ve mediale baktırabilirler. İste m. rectus sup. ve inf.’un göz küresini bu mediale doğru çekişini dengeleyen kaslar m. obliquus sup. ve inf.’dur. M. obliquus inf. gözü yukarı ve dışa, m. obliquus sup. ise aşağıya ve dışa baktırır. Dolayısı ile m. rectus sup. ve obliquus inf. birlikte çalıştıklarında gözü orta hatta yukarıya, m. rectus inf. ve m. obliquus sup. birlikte çalıştıklarında gözü orta hata aşağıya baktırmak mümkün olur.

   Bu kasları innerve eden sinirler;

M. rectus sup., inf., medialis ve m. obliquus inf. = N. oculomotorius (CN-III)

M. rectus lateralis = N. abducens (CN-VI)

M. obliquus sup. = N. trochlearis (CN-IV)

 

KLİNİK BİLGİ; Hastanın göz kapaklarını sıkıca kapamasına “bleforaspazm” denir. Ağrılı göz hastalıklarında, göze çapak kaçmalarında görülür. Göze anestetik damlatmadan ve ağrıyı geçirmeden bleforaspazm ortadan kalkmaz. Gözün ağrılı hastalıklarında, menenjitlerde veya migrende olduğu gibi gözün ışığa aşırı duyarlı olmasına “fotofobi “ denir. Alt göz kapağı aşağıya çekilip, kapağın arka yüzü mukozasındaki ve scleradaki damarlara bakılarak hastada anemi bulunup bulunmadığı konusunda fikir sahibi olunur. Üst göz kapaklarının düşük olmasına “ptosis “ denir. Konjunctiva iltihabında (conjunctivitis) palpebral ve bulber konjunktiva da kızarıklık, ağrı ve fotofobi görülür. Sclera tabakası sarılığın (ikter) ilk fark edildiği yer olması bakımından önemlidir. Kornea tabakasının iltihaplanmasına keratit denir ve genellikle kornea’nın bulanık renkte görülmesine neden olur.

 

 

 

KULAĞIN YÜZEY ANATOMİSİ

 

   Auricula adı verilen kulak kepçesi tek parça elastik fibröz kıkırdak ve bunu örten deriden oluşmuştur. “Kepçe kulak” gibi her türlü kulak deformitesi bu kıkırdak yapının deformitesidir ve cerrahi müdahaleler de bu kıkırdak üzerinde yapılır. Auricula’nın kıkırdağı dış kulak yolunun (meatus acusticus externus) kıkırdağı ile devamlılık gösterir. Kıkırdağı örten deri oldukça incedir ve bol miktarda sebaceous bez içerir.  Meatus acusticus externus özellikle tragus, antitragus ve incisura intertragica’da bulunan kısa ve sert kıllarla korunmaktadır. Bu kılların miktarı yaşlı erkelerde daha fazladır. Lobule adını verdiğimiz kulak memesi kıkırdak içermez.

   Kulak çevresinde n. facialis tarafından innerve edilen internal ve external auricular kaslar bulunur. Bazı kişiler bu external kasları kullanarak kulak kepçesine küçük hareketler yaptırabilseler de, pratik önemi olmayan kaslardır.

 

AĞIZ ve BOĞAZ BÖLGESİ YÜZEY ANATOMİSİ

 

   Ağız bölgesi iki bölümden oluşur; dişler ve yanaklar arasındaki vestibulum oris ve maxilla ve mandibulanın arcus alveolaris’leri ve dişlerle dıştan sınırlanan; cavitas oris proprium. Ağız tavanını önde sert damak (palatum durum) arkada ise yumuşak damak (palatum mollae) oluştururken, tabanında ise dil yer almaktadır. Ağız boşluğu arkada oropharynx ile bağlantıdadır ve bu bağlantı bölgesine isthmus faucium adı verilir. Isthmus faucium üstten yumuşak damak ve bunun koni şeklindeki uzantısı olan uvula ile sınırlanmıştır.  Yutma işlemi sırasında yumuşak damak pharynx duvarına doğru posterior yönde hareketlenerek, alınmakta olan besinlerin nasal kaviteye geçişini engellerler. Yumuşak damak yanlarda pharynx duvarı ve dil ile devam eder ve bu yapılar ile sırasıyla önde arcus palatoglossus ve arkada arcus palatopharyngeus  adı verilen iki kemer aracılığıyla bağlantı kurar. Bu iki kemer arasında oluşan fossa tonsillaris adı verilen çukurda ise halk arasında bademcik adı verilen tonsilla palatina’lar yer alır. Isthmus faucium’un alt kısmı ise dil kökü ile sınırlandırılmıştır.

   Dil ağız boşluğu içerisinde yer alan, çiğneme, tat alma, yutma, kelimelerin artikülasyonu, ağzın temizlenmesi gibi pek çok işlevi olan musküler ve hareketli bir yapıdır. Dorsum linguae adı verilen dil sırtı “V” şeklindeki sulcus terminalis ile ön 2/3 ve arka 1/3’lük iki bölüme ayrılır (ön 2/3’ün tat duyusu chorda tympany (CN-VII) genel duyusu n. lingualis (CN-V3), arka 1/3’ün tat ve genel duyusu ise n. glossopharyngeus (CN-IX) tarafından taşınır). Sulcus terminalis’in apex’inde foramen ceacum denen embryonik thyroglossal kanalın açılış yerinin kalıntısı bulunur. Dilin oral kısmı oldukça hareketli olsa da ağız tabanına frenulum linguae adı verilen yapı ile bağlı durumdadır. Frenulum’un iki yanında v. lingualis profundus denen ve yüzeyden rahatlıkla görülebilen venler yer alır (dil atı verilen ilaçları emiliminde önemlidir).  Dil’in altında, ağız tabanında bulunan önemli bir diğer oluşum ise tükürük bezlerinden gl. sublingualis’dir. İki taraftaki bezler frenulum linguae etrafında at nalı şeklinde bir kabartı oluştururlar ve pek çok sayıda ductuli sublingualis bu bölgeye açılır.