Göğüs ve karın duvarının genel
innervasyonu segmental spinal sinirler tarafından karşılanır. Spinal sinirlerin
foramina interbertebralia’dan geçtikten sonra ramus posterior ve ramus anterior
olmak üzere iki dala ayrıldığını hatırlayınız. Ramus posterior’lar, m. errector
spinae adı verilen kas grubunu ve bu kasları örten deriyi innerve ederler
(sınır olarak bu kas grubunun dış kenarını verebiliriz). C1-4. spinal
sinirlerin ön dallarının plexus cervicalis’i oluşturduğunu hatırlayınız. Göğüs
ve karın duvarı söz konusu olduğunda, bunlardan yalnız C4 spinal sinirin ön
dallarının göğüs duvarı üst kısmının (clavicular bölge) innervasyonunu
sağladığını söyleyebilmek mümkündür (Dolayısı ile clavicula seviyesinde
cilte pamuk sürerek duyunun algılanmasını incelediğinizde, C4 spinal siniri ve
C4 medulla spinalis segmentini kontrol ettiğinizi bilmeniz gerekmektedir. Bu
bölgenin yüzeysel innervasyonunu sağlayan sinire; nn. supraclaviculares özel
adı verilmekte).
Göğüs bölgesinde daha sonra
segmental bir seyir gösteren spinal sinir ön dalı, T2 spinal segmentten köken
alan T2 spinal sinirdir, çünkü C5-T1 spinal sinirlerinin ön dalları birleşip
plexus brachialis’i oluştururlar ve dolayısı ile göğüs bölgesinin değil üst
ekstremitenin innervasyonu gerçekleştirirler. Daha sonra, tüm toraks boyunca
medulla spinalis’in torakal segmentlerinden köken alan spinal sinir ön dalları
interkostal aralıklarda segmental bir seyir göstererek thoraks duvarı
kaslarının ve toraks duvarının kutanöz innervasyonunu gerçekleştirirler. Son
altı torakal ve 1. lumbal spinal sinirin ön dalları, karın duvarı kaslarının ve
karın duvarı cildinin innervasyonunu sağlarlar.
Her bir segmental sinir kendi
segmentine dışında bir üst ve bir alt segmentin de innervasyonuna katılır. Bu
nedenle, tek bir segmental sinirin kaybı (bir karın ameliyatı sonrasında
olabileceği gibi) genellikle (ama her zaman değil) fark edilmeyebilir. Ancak
genellikle, belirli seviyeler kullanılarak, belirli spinal sinirler ve bu spinal
sinirlere ait medulla spinalis segmentlerin muayenesi mümkündür.
Buna göre;
Meme çizgisi à T4 spinal sinire
Proc. xiphoideus à T7 spinal sinire
Umbilicus seviyesi à T10 spinal sinire
Lig. inguinale’nin dış kısmı à T12 spinal sinire uyar.
Pubik bölge ve kasık bölgesini iç
kısmının innervasyonu büyük ölçüde L1 ve kısmen L2 spinal sinirlerinin ön
dalları tarafından gerçekleştirilir. L1 spinal siniri, n. iliohypogastricus ve
n. ilioinguinalis dallarına ayrılır. N. iliohypogastricus pubis çevresindeki
ciltte dağılırken, n. ilioinguinalis, canalis inguinalis içerisinde veya
üzerinde seyrederek, kasık bölgesinin medial bölümündeki deride, erkeklerde
penis ve scrotum’un kadınlarda ise clitoris ve labium majus’un ön bölümlerinde
dağılır. L1 spinal siniri m. obliquus internus abdominis ve m. transversus
abdominis gibi karın duvarı kaslarının alt bölümlerinin innervasyonunu da
sağlar. Karnın bu bölgesindeki ameliyatlar sırasında olabileceği gibi L1 spinal
sinirinin kesilmesi durumunda, canalis inguinalis’in oluşumuna katılan bu
kasların zayıflığına bağlı olarak inguinal hernilere daha sık rastlanabilir.
External genital organların ön kısmına, n. ilioinguinalis dışında gelen bir
diğer sinir n. genitofemoralis’dir (L1-L2).
External genital organların arka
bölümü ve anal bölgenin innervayonu ise S2-S4 spinal sinir dallarının
oluşturduğu n. pudendus aracılığıyla sağlanır. (Plexus lumbosacralis’i
oluşturan spinal sinirlerinin diğer ön dalları inguinal ve genital bölgenin
değil, üst ekstremitenin innervasyonu gerçekleştirirler). N. pudendus’un
tuber ischiadicum’ların medialinden (Alcock kanalı içerisinde) yapılan bir
enjeksiyonla anestize edilemesine perineal anestezi adı verilir.
Obstetrik uygulamalar sırasında sıklıkla kullanılan bu yöntemin yerine günümüzde
daha sık olarak perine bölgesinin daha etkili anestezisini sağlayan ve uterus
kasılmalarına bağlı ağrıları azaltan epidural anestezi tercih edilmektedir.
Kemikler, eklemler, kaslar gibi
lokomotor yapılardan ve deriden kaynaklanan ağrıların yeri hasta tarafından çok
iyi tanımlanabilirken, toraks ve abdomen içerisindeki organlardan kaynaklanan
ağrının lokalizasyonu zayıftır.
Visceral organlardan kaynaklanan ağrı çoğu zaman ağrının kaynağını oluşturan
bölgeden çok daha uzak alanlarda algılanır. Genel olarak bir iç organda
başlayan ağrının vücut yüzeyinde başka bir alana yansımasına yansıyan ağrı adı
verilir.
MEKANİZMA; Visseral afferent liflerin sonlandığı
çeşitli medulla spinalis segmentlerinde, derinin çeşitli bölümlerinden kaynaklanan
somatik duyularda sonlanırlar. İşte visseral afferent lifler çok güçlü bir
stimulus taşıdıklarında (şiddetli ağrı), cerebral korteks bu ağrının, kaynağını
algılamakta zorlanır ve ağrının bu medulla spinalis segmentlerinde sonlanan
deri bölgesinden geldiği şeklinde yanılsanır.
Kalpten kaynaklanan ağrı, angina
pektoris adını verdiğimiz kalp kası iskemisine bağlı bir ağrı ise sıklıkla
sternum’un sol tarafında ezici, sıkıştırıcı bir ağrı şeklinde algılanır. Ancak,
kalbe ait ağrıyı taşıyan affarent lifler T1-5 spinal segmentlerde sonlanan
lifler olduğundan ve aynı segmentler kolun iç kısmından gelen affarent liflerin
de sonlandığı segmentler de olduğundan, kolun iç kısmında da ağrı
hissedilebilir.
Diafragma ve bununla yakın
ilişkili pericardium’dan kaynaklanan ağrı sternum arkasında ve omuz bölgesinde
hissedilir.
Sindirim kanalının ağrıları
genellikle orta hatta yakın olarak algılanır. Örneğin özafagus’dan kaynaklanan
ağrılar (bronşlardan kaynaklanan ağrılar da böyledir) göğsün orta bölgesine
yansır. Mide ağrıları, yine orta hatta, epigastrik bölgede hissedilir.
Duedonum, jejenum, ileum, caecum, appendix vermiformis, colon ascendens,
transversum ve descendens’den kaynaklanan ağrılar umbilicus çevresinde ve orta
hatta yakın olacak şekilde algılanır (ince barsaklardan kaynaklananlar
genellikle umbilicus üzerinde colon transversum ve descendens’den
kaynaklananlar umbilicus altında hissedilir). Colon sigmoideum ağrısı ise
genellikle sol inguinal bölgede algılanır.
Visceral organların
hastalıklarına bağlı oluşan ağrılar, hastalık (örneğin enflamasyon, iltihap)
parietal periona yayıldığı andan itibaren çok daha iyi lokalize edilebilir.
Bunu, sık görülen bir cerrahi hastalık olan appendisit (appendix
vermiformisi’in iltihabi hastalığı) örneği ile açıklamak mümkündür.
Appendisitte başlangıçta umbilicus çevresinde künt bir ağrı şikayeti vardır.
Organdaki enflamasyon kendisini örten parietal periton’a yayıldığında, ağrı sağ
inguinal bölgede lokalize olan daha keskin bir ağrı karakteri kazanır. Appendix
vermiformis’in tamamen caecum’un arkasında olduğu retrocaecal appendisitte
enflamasyon parietal peritona daha güç yayıldığından ağrının yerinin
lokalizasyonu daha güçtür.
Karaciğer ve safra kesesi
ağrıları sağ hipokondriak bölgede hissedilir. Hastalık diafragma irritasyonuna
neden oluyorsa sol omuz bölgesinde de ağrı hissedilebilir. Safra taşı ağrıları
çoğu zaman sağ scapula ucunda (regio infrascapularis’de) de ağrıya neden
olabilmektedir.
Böbreklerden kaynaklanan ağrı
organın hemen arkasında bel bölgesinde künt bir ağrı şeklinde ortaya çıkar.
Pelvis renalis veya üreterler etkilendiğinde ise (bu yapılara geçen böbrek
taşları örneğinde olduğu gibi) ağrı daha çok inguinal bölgede, penis, scrotum
ve uyluğu iç kısımlarında hissedilir.
Mesane ağrısı organın hemen
üzerinde, pubik bölgede duyulur. Bununla beraber sıklıkla kasık ve testislere de vurur.
Testis ve ovaryum ağrısı,
affarent lifler T12-L1 spinal segmentlere geldiği için, bel ve kasık
bölgesinden geliyormuş gibi duyulur.
Columna vertebralis flexion
durumuna getirildiğinde, servikal vertebraların bazılarına, torakal ve lumbal
vertebraların ise tamamına ait proc. spinosus'lar palpe edilebilir ve bunların
önemli bir bölümü de inspekte edilebilir. C1 vertebra’nın (atlas’ın) proc.
spinosus’u bulunmadığından bu vertebra seviyesinde boyunda hafif bir depresyon
görülür. C2 vertebra’nın (axis’in) uzun proc. spinosus’u ise kolaylıkla palpe
edilebilir. C3-C5 vertebralara ait proc. spinosus’lar gerek kısa olduklarından gerekse
lig. nuchae adı verilen kalın ligamentler tarafından örtüldüğünden palpe ve
inspekte edilemez. Boyun tam fleksiyona getirildiğinde C6 ve özellikle de C7
(vertebra prominens)’e ait proc. spinosus’lar kolaylıkla palpe edilebilen diğer
servikal vertebralardır.
Ayakta dik duran bir kişide
servikal ve lumbal vertebralara ait proc. spinosus’lar m. errector spinae
tarafından örtülürken, torakal ve sakral bölgelerde proc. spinosus’lar görünür
durumda kalır.
Proc. spinosus’ların hangi
vertebraya ait olduğunu saptamanın en kolay yolu vertebra prominens adı verilen
ve en çıkıntılı proc. spinosus’a sahip olan C7 vertebrayı saptamak ve bundan
aşağı doğru sırasıyla proc. spinosus’ları palpe edilerek saymaktır. Bir diğer
alternatif ise crista iliaca’ları birleştiren bir çizgi ile L4 vertebraya ait proc. spinosus’ saptamak,
ve buradan yukarıya dağru proc. spinosus’ları palpe ederek saymaktır.
Zayıf bir erişkine arkadan bakıldığında,
gövdenin orta noktası yaklaşık olarak L3 vertebra seviyesine denk düşer. Columna
vertebralis torakal ve sakral bölgelerde arkaya doğru dış bükey (kyphoses,
kifoz), servikal ve lumbal bölgelerde ise iç bükey (lordoses, lordoz) eğriliğe
sahiptir. Bu eğriliklerin açısının artması ya da düzleşmesi çeşitli lokomotor
sistem rahatsızlıklarında görülebilmektedir. Columna vertebralis’de lateral
eğriliklerde görülebilir ve bu duruma skolyoz (scoliosis) adı verilir. Hafif
bir skolyoz bazen bir vücut yarımındaki kasların diğer yarımdakilerine dominans
göstermesine ya da yanlış postür kullanımına sekonder olarak normal kişilerde
de görülebilmektedir. Ancak oldukça sık görülen gerçek skolyoz, genellikle
konjenitaldir ve omurgada yanlara doğru belirgin bir eğrilikle kendisini
gösterir. Konjenital skolyozu saptamak için genellikle uygulanan bir yöntem
hastadan öne doğru eğilmesini istemektir. Konjenital skolyozda sırtın bir
yarısı diğer yarıya oranla daha yüksekte kalır.
Medulla spinalis erişkinde ancak L1
vertebranın alt sınırına, çocuklarda ise L3 vertebra seviyesine kadar uzanır.
Oysa içerisinde beyin omurilik sıvısının yer aldığı subaraknoid aralık S2
vertebra seviyesine kadar uzanır. Bu bize alt lumbal vertebralar arasından
subaraknoid aralığa güvenli bir şekilde girerek BOS numunesi olmaya ya da bu
aralığa verilen anestetik maddeler aracılığıyla spinal anastezi uygulamaya
olanak tanır. Bunun için hasta ya oturtulur ya da yan yatırılır ve columna
vertebralis’i fleksiyona getirilir. Hastanın ellerini crista iliaca’lar üzerine
koyması sağlanır ve iki crista ilaca’yı birleştiren çizgi aracılığıyla L4
vertebranın proc. spinosus’u bulunur. Bu bölgenin cildinin lokal anestetikler
ile uyuşturulmasından sonra ponksiyon iğnesi L4 vertebranın altından veya
üzerinden (iki vertebranın arasından) cilde dik açı ile sokularak sırasıyla
deri, deri altı yağ dokusu, lig. supraspinale, lig. interspinale, lig. flavum
ve dura geçilerek subaraknoid aralığa girilir (Duradan geçiş kolaylıkla
hissedilecektir). İğnenin içerisindeki guide çekildiğinde, normal bir kişide
berrak bir sıvının geldiğinin görülmesi subaraknoid aralığa girildiğini
gösterir.
Lumbosakral bölge yüzey anatomisinde önemli
yer tutan bir diğer uygulama
genitoüriner, jinekolojik ve anorektal cerrahi uygulamalarında sık
kullanılan caudal (sakral) anestezidir. Bunun için öncelikle hastanın
coccyx’inin ucu saptanır. Parmak coccyx ucundan yukarıya doğru ilerletildiğinde
sacrum’un hiatus’una ait depresyon hissedilir. Bu noktada iğne yaklaşık olarak
45º lik bir açı ile hiatus’dan sokularak epidural aralığa ulaşılır. Hiatus’dan
extradural aralığa enjekte edilen anestetik madde dura’yı bu bölgede terk etmiş
ve cauda equina’yı oluşturmuş olan sakral ve coccygeal sinirlerin blokajını
sağlar.
Her ne kadar extradural caudal anestezi
daha kolay ve tercih edilen bir yöntem olsa da, nadiren sakral sinirlerin ayrı
ayrı blokajı da yapılabilmektedir. Bunun için lumbosakral bölgede önemli bir
yüzeysel anatomik nokta olan spina ilaca posterior superior’un lokalize
edilebilmesi gerekir. Spina iliaca posterior superior’un üzerine denk düşen
gamzeler, oldukça şişman şahıslarda bile bu noktanın kolaylıkla saptanmasına
olanak tanır. Spina iliaca posterior superior’un medialinde yaklaşık 3 cm
yukarısında 1. sakral foramen ve dolayısı ile 1. sakral spinal sinir, yaklaşık
olarak 3 cm aşağısında ise 2. sakral foramen ve dolayısı ile 2. sakral spinal
sinir bulunur. Bu noktalardan verilen anastetik maddelerle bu sakral spinal
sinirlerin blokajı mümkündür.